Yandaki fotoğraf Michael Landy’nin Scrapheap Services (Hurda Yığını Hizmetleri) adlı üç boyutlu, gözlemcinin içinde dolaşabildiği kurgu sanat eserinin bir fotoğrafıdır. Hurda Yığını Hizmetleri (HYH) hayali bir temizlik şirketidir. Fotoğraftan da görüldüğü gibi odada yerler atık kağıt parçalarından kesilmiş insan figürleri ile kaplıdır. Odanın etrafında HYH’nin ‘artık yaşamda faydalı bir rol oynamayan insanları’ etkin ve profesyonel bir şekilde temizlediğini ve bize güzel bir çevre sunduğunu söyleyen reklam panoları, temizlik elemanlarının özel ve yetkin kıyafet ve teçhizatlarını, en önemlisi de odanın ortasında bulunan, teknoloji harikası Akbaba adındaki ‘atık insan öğütme makinası’nı tanıtan ekranlar mevcuttur.

Video Akbaba’nın insan öğütmedeki etkinliğini ve gücünü uzun uzun anlatmaktadır. Eserin en etkileyici yanı ise odada gezerken kaçınılmaz olarak her yere serpiştirilmiş kağıttan insan figürlerinin üzerine basıyor olmanızdır. Landy, bu eseri ile Margaret Thatcher ile İngiltere’de başlayan, her ne olursa olsun kâr gütmeyi amaçlayan açık piyasa ekonomisini eleştirmektedir. Böyle bir politik sistemde ortaya kaçınılmaz olarak atık insanlar çıkacaktır.

İşte, seksenli yaşlarında, cılız, hâlâ püfür püfür sigara içen ve hâlâ hemen hemen her hafta yeni bir kitap yazan Zygmunt Bauman’ın Wasted Lives (Atık Hayatlar) adlı kitabında ele aldığı Landy’nin görsel olarak bize sunduğu korkutucu son ile aynı şeydir. Bauman, etrafımızı gitgide saran ve artık kaçamayacağımız iki türlü atığa dikkatimizi çekmektedir. İlki insan atıkları’dır; obez bir şekilde ekonomik ve ekolojik olarak dünya kaynaklarını hızla tüketmemiz, kendisi ile beraber artık nereye koyacağımızı bilemediğimiz çöp yığınları ve çevresel zarara yol açtı. Böyle bir tüketim kaçınılmaz olarak ikinci bir atık grubu doğurdu: atık insanlar. Nereye koyacağımızı bilemediğimiz milyonlarca politik mülteciye, çevre mültecileri de eklenmeye başladı.

Ekonomik rekabet otomatikman rekabeti kaybeden, işsiz, herhangi bir vasfı veya işe yararlılığı olmayan, evsiz veya ‘evli’ milyarlarca birey yarattı. Eskiden her iki atık da gözden gönülden uzakken, hep onları atacak bir yerler bulunabilirken, gitgide artan bu sorunu görmemek veya ciddiye almamak mümkündü. Ama Bauman’nın dediği gibi artık böyle bir lüksümüz yok, çünkü ‘yeryüzü doldu!’. Her gün artan bir şekilde bu atıkları görüyoruz ve en önemlisi biz de atık olma riski ile karşılaşıyoruz.

Bauman haklı olarak Biri Bizi Gözetliyor veya Zayıf Halka gibi güncel programların çok tutmasının sebeplerinden birinin çağımızın en temel korkusunu kullanmalarından kaynaklandığını söyler her zaman. Bu korku dışlanmak, daha doğrusu grup dışına itilmek, dışımızda sürekli hızla değişim gösteren, ileriye giden yaşamı yakalayamamak korkusudur. Anne ve babalarımızın kuşağında lise mezunu bir insan, hayat boyu garantisi olacak işlere sahip olabiliyorken, daha bundan yirmi sene önce daktilo bilmek, üniversite mezunu olmak iyi bir iş garantisi, bir yabancı dil bilmek acayip bir üstünlükken, bugün hem üniversite mezunu olmak, hem dil bilmek hem de bilgisayar kullanabilmek en temel norm.

Eski kuşağın teşviği ile bunlara sahip olduklarında ‘geleceklerini garanti altına alan’ gençlerin yüzleşmesi gereken dünya, artık Yüksek Lisans yapmanın temel olduğu, birkaç dili iyi konuşabilen milyonlarca bireyin arasında mücadele edilen ve bu normaların her gün yükseldiği, sürekli iş değiştirilen veya şirketlerin kâr uğruna değerli elemanlarını işten attığı bir dünyadır.

Artık içinde yaşadığımız küresel konum, küresel sorunlarla yüzleşmek için ürettiğimiz yerel çözümleri etkisiz hale getirmektedir. Böylelikle devletler veya bireyler, küçük zaferler ve kontrol etmelerle gitgide koyulaşan kaosu çözmekte başarıya doğru yol aldıklarını ilan etmekte ve sanmaktadırlar. Örneğin Irak’ta her ay en az üç bin kişi ölürken ve biz bunu durduramazken, Zarqawi’nin öldürüldüğü haberini hepimiz kutladık; ama bu küçük bir zaferdir, hâlâ aynı kontrolümüz dışındaki sorun karşımızdadır. Eski kuşaklara nazaran artık biz modern bireylerin uzun vaadeli düşünme veya sonsuz yaşamla yüzleşme gibi kaygıları olmadığından, içinde bulunduğumuz ve kendisini bir son gördüğümüz şimdiki zamandaki tatminimiz ve başarımızdır esas olan.

Kredi kartlarını ödeyemeyeceğimizi bildiğimiz halde kullanmamız, bizi öldürdüğünü bildiğimiz halde püfür püfür sigara içmemiz, fastfood yememiz ve tüketim mallarını sürekli yeni modelleriyle değiştirmemiz, geri dönüşümlü ürünler kullanmak ve çöplerimizi ona göre toplamak yerine ‘aman ne olacak’ deyip binlerce yıl çözülmeyecek çöpler üretmemiz, yine aynı zaman farklılığından kaynaklanmaktadır. Önemli olan şimdiki zamandır, yarına Allah kerim.

Ama işte bugün dünün yarını. Gitgide yığılan, kokan insan atıkları ve inatla önümüzü kesen, para isteyen, devletten iş talebinde bulunan, vatandaşlık ve yaşama hakkı isteyen milyarlarca atık insan her yanımızı sarmakta.

İki seçenek var önümüzde; ya bu atıklardan kurtulmalı veya bu makinayı durdurmalıyız. Modernitenin yapısı gereği devletlerin ve uluslararası şirketlerin Landy’nin eserindeki gibi Hurda Yığını Hizmetleri zaten yapıları içinde mevcut. Yirminci yüzyıl tarihi 65 milyon insanın etnik temizlik ile öldürülmesine, akıl hastalarının, öksüzlerin, güçsüzlerin elimine edilmesine, tüketecek yeni kaynaklar veya çöp dökecek boşluklar arayan güçlü ülkelerin zayıfları işgaline en güçlü tanıktır. Biz kendimiz de ‘atık’ ilan edilene kadar bunların devam etmesini teşvik edebiliriz, çünkü ağzı kokar atık insanların ve biz bunu sevmeyiz.

Bu süreç içerisinde de, öleceğimizi bildiğimiz halde her akşam televizyon karşısında iki kilo dondurma, fastfood, patlamış mısır ile oturup, her sabah yeni şeyler alıp yeni çöpler üretmeye devam edebiliriz. Böylelikle bu tarz hazlar bizi büyük sorunlarla en azından şu an için yüzleşmekten kurtarır, her ne kadar bu kurtarış bizim yok olmamızdan geçse de. Veya, durmalıyız. Hem kendi yaşamlarımızı, ideallerimizi, tüketimimizi kontrol altına almalı, atık insanlar üreten ve onları rahatlıkla temizleyebilen ve uzağa atabilen yapıları değiştirip elimizden geldiğince sağlıklı ve sorumlu yaşamaya çalışmalıyız. Bu iki seçenek karşısında seçmeme şansımız veya göreceli tutumlarımız olamaz. Bu sorun karşısında ‘ben’ ve ‘benim’ diye bir şeye tutunulamaz. Çünkü atık insanlar ve insan atıkları üreten ‘benim’ zaten.

Ziya Meral

Reklamlar