Haziran 07, 2006
Samuel Huntington ve Bernard Lewis gibi düşünürlerle aynı kabileden olan fikirlerin son zamanlarda yeniden yıldızlarının parlaması aslında hiç kimseyi şaşırtmadı. İçinde bulunduğumuz çoğulcu ve gitgide eski sınırların, kavramların artık yardımcı olamadığı küresel gerçeklik çocukluğun siyah beyaz algılayışından ve kendine güveninden yetişkinliğin etrafındaki karmaşıklığı algılamasına ve kendi kontrolü dışında olan dünyanın gerçekliğini fark etmesine doğru bizi zorlamaktadır.

Böyle bir yol yordam bilememezliğe iç güdüsel olarak iki tepki mevcuttur: ya siyah-beyaz net lineer monolitik kavramların sunduğu güvene sığınacağız, yani hayali medeniyetler çatışmalarını her yerde görmeye başlayacağız veya terorizmin veya dini inanışların yeniden politik güç taşımalarını onların tarihsel özlerine bağlayacağız; ya da her şeyi çözememenin kabulüyle böyle siyah beyaz rahatlatmaların ötesine geçip etrafımızda oluşan yeni unsurları oldukları gibi algılamak için ucu açık bir yolculuğa çıkacağız.

Örneğin;

1) Bernard Lewis’e göre 1979 İran devriminin özü, Şii inanışının özünden kaynaklanır, çünkü başından beri Şiilik bir tepki ve kabul etmemedir. Bu yüzden sadece İran’da, yani Şiiler’in çoğunlukta olduğu bir ülkede, Sunni ülkelerde değil, İslami bir devrim olabilmiştir. Arjomand gibi kişilere göre ise mehdi beklentileri ve millenarian hayallerin Şii inanıştaki yapısal konumu devrimi mümkün kılmıştır. Ama Zubaida’nın vurguladığı gibi devrim özel tarihi konumunda anlaşılmalıdır, kültürel özcülükte değil. Çünkü İran devrimi her ne kadar yüzeysel olarak bakıldığında ‘gerici’, ‘dindar’ bir devrim olarak görülse de, akademik olarak bakıldığında tarih boyunca yapılan ilk modern devrim olarak tanımlanır. Humeyni’nin karizmatik önderliğinin değişim isteyen birçok farklı kitleye hitap etmesinin de ötesinde, onun başarısı ulus-devlet, kişilerin politik değişiklik getirebilmesi gibi modern politik görüşleri, Şii tarihinde görülmemiş velayet el-faqih gibi doktrinleri, Ali Shari’ati gibi Hristiyan Liberasyon teolojilerini ve Marxist-Leninist fikirleri İslamlaştıran modern teolojileri kullanmasıdır. Humeyni’nin cübbesine ve sakalına aldanmayın, onun altında yatan tamamen modern bir devrimcidir.

2) İkiz Kuleler’in çökmesi, gitgide artan intihar saldırıları ve karşımıza çıkan uluslararası cihat grupları bizi yine aynı entelektüel soruna sürüklüyor. Eskiden intihar saldırılarını yapanlar çok aşırı dinci, eğitimsiz, fakir, yabancılaşmış genç erkek çocukları iken ve terörizm böylesine kandırılmış kişilerin ürünü iken, bugün karşımıza çıkan bunlara tamamen tezattır: üniversite mezunu, birkaç dil bilen, kadın, erkek, çoğu orta sınıf veya hiçbir ekonomik veya politik zorluk çekmememiş gelişmiş ülkelerde büyümüş ve oralara uyum sağlamış, çoğunlukla dindar bile sayılmayan, alkol kullanan veya saldırılardan önce striptiz kulüplerini ziyaret eden yirmili ve otuzlu yaşlarında insanlar. Artık teröristleri eski kılıflarla algılayamadığımız gibi örgütleri de eskisi gibi algılayamıyoruz. Uluslararası şirketler ve sivil toplum örgütleri ile aynı yönetim yapısını taşıyan, aynı şekilde farklı yerlerden çalışanlar toplayan ve aynı şekilde çalıştıkları veya saldırdıkları yerlerle tam anlamı ile bağları olmayan, eskisi gibi bölgesel somut bir mücadele için çalışmanın yerine küresel metafiziksel bir savaş kavramı içinde olan, eski örgütler gibi sıkı yönetim tarzları ve sıkı doktrinsel uyum beklentileri olmayan tam tersine demokratikleştirilmiş, kişinin terör eylemlerini kişisel dini bir ibadet olarak gördüğü, Şii ve Sünni kavramların birbirine karıştığı ve ortak amaç uğruna farklı doktrinsel görüşlerin üzerinde durulmadığı küresel bir cihat görüyoruz bugün. Siz Bin Laden’in mağarada yere oturup sakallı haline aldanmayın, Faisal Devji’nin The Landscapes of Jihad adlı kitabında muhteşem bir şekilde ispatladığı gibi, Usame Bin Laden içinde yaşadığımız küresel konumda doğmuş ve İslamiyeti ve şiddet kullanımını çok farklı bir yere çekmiş postmodern bir mucittir.

O zaman eski kafaları, dünyayı siyah beyaz görmeleri, etrafımızdaki sorunları psikolojik klişelere indirgemeyi, gitgide artan şiddeti saflıkla ‘dine’ hitap etmeyi bırakmak zorunda ve ileriye doğru gidebilmek için, yirminci yüzyılın atıkları olan sağ-sol, aydınlar-karanlıktakiler gibi rahat kutucukları çöpe atmak zorundayız.

Yani zihinsel çocukluğun güvenli rahatlığından, yorucu ve güven kırıcı yetişkinliğe geçmek zorundayız.

Ziya Meral

Reklamlar