Hani diyorum da bir dilek makinesi olsaydın veya sessiz bir duvar; önüne geçip seni harekete geçirebilmek için gerekli olan şifreleri ezbere söylerdim. Hatta yanlış duyma, kelime kelime net olarak duy diye bağırırdım. Hatta seni baştan çıkarmak için önünde dans eder, abartılı ağıtlar yakar, belki de bir iki gözyaşı ile seni kandırmaya çalışırdım. Sen benim dışımda olurdun ve içeri girmeye çalışan da ben. İster tatlı dille, ister hiç tutmayacağım vaatlerle veya seni tatmin etmek için akacak bir kanla eninde sonunda sen yola gelirdin…

Ama sen karşımda durup gözlerinle bana ve kapalı avcuma bakıyorsun. Varlığınla hem meydan okuyorsun bana, hem de aynı zaman da kibarlık ve sevgi ile benimle olmak istiyorsun. ‘Ne var avcunda?’ diye net bir şekilde bağırmadan soruyorsun, ben cevap veremiyorum. Bana yaklaşmak, benimle konuşmak, benimle dertleşmek istiyorsun, ben ürküyorum. Tanrı konuşmaz, insanla dertleşmez, insanlar kendilerini açsın istemez diyorum kendi kendime sessizce. Sanki sen milyonlarca yıldır aynı düşünceleri okumuşçasına buruk bir şekilde gülümsüyorsun. Ve ısrarla, aç avcunu, uzat elini diyorsun bana. Yani ısrarla sınırları ve haddini zorluyorsun, kimsenin görmesini istemediğim, kimseye açamadığım avcumdakileri eline almak ve paylaşmak istiyorsun.

Bir kere daha açmıştım avcumu hatırlıyorum, iki çift mavi gözün önünde, Ortaçağ’da yerleri çamurla kaplı küçük bir kasabanın pazarında. Eline almıştı korkularımı, özlemlerimi, kırılganlığımı ve yalnızlığımı, sonra çok korkak, çok melankolik, çok kırılgan ve çok yalnız bulup, çabucak kurtulmak isteyip bana uzatmaya çalışırken yere düşürmüş ve elleri çamura bulaşmasın diye yerdekine bakıp gitmişti. Etrafımı saran kalabalıktan ve önümü kesen bacakların arasından birisi ezmeden son anda yerden alabilmiştim onu… Ondan sonra avcumu açmadan konuşmayı, ilişkilerimin yakınlığına sınırlar koymayı ve güvenli bir uzaklıkta al ver dünyasında nefes almayı öğrenmiş ve ancak öyle devam edebilmiştim.

Şimdi sana her yaklaştığımda ve yüzümü çevirdiğimde, benden isteğin kendimi açmam, seni dinlemem ve tüm kırılganlığımla, çocukluğumla ve çıplaklığımla kendimi sana sunmam. İşte bu yüzden zorlanıyorum gitgide sana dua etmekten. Bazı duaları duymadın, istediklerimi vermedin, yapmadın diye değil, yaşamıma girmek istediğin ve tek kişilik güvenli yalnızlığımda benimle kalmak istediğin için.

Ziya Meral

Reklamlar