Uzun zamandır ‘hayret bir şey!’ ve ‘bu kadarı da olmaz!’ ünlemlerinin kullanımını gözlemliyorum. ‘Hayretler içerisinde kalmak’, insanların beklediklerine, daha doğrusu olması gerektiğine inandıkları dünya düzenine ve dengesine aykırı olaylara veya eylemlere veridikleri tepkidir. Şaşırıp kalmak kişisel tercihlerin veya tutumların ötesinde hem aklı hem de duyguları içine çeken bir güçtedir. İfade ettiği bireyi birey yapan derin inanışlar, gerçek ve önemli sayılan değerlerdir. Bu yüzden hayret anı sadece olayın sıra veya beklenti dışılığını değil aynı zamanda hayret edenin kim olduğunu da yansıtmaktadır. Yani ‘bana hayretler içinde kaldığın şeyleri göster, ben sana kim ve nerede olduğunu göstereyim!’

Hıristiyan bir radyo kanalında yapılan bir röportajda, konuşmacı ‘her iki saniyede bir, bir çocuk açlıktan ölüyor ve bu kimsenin uçkurunda değil’ (buradaki başarısız ‘kimsenin uçkurunda değil’ çevirisinin aslı ‘nobody gives a shit’dir) diye ilan eder. Programdan sonra yüzlerce kişi radyoya konuşmacayı kınayan emailler, fakslar, mektuplar gönderir. Hepsinin ortak noktası, dini bütün Hıristiyanlarda ‘bok’ kelimesinin saygın bir adam tarafından çocukların da dinlediği ulusal bir programda kullanılmasının yarattığı ‘hayrettir’. Aynı konuşmacı kısa bire süre sonra verdiği başka bir röportajda hayret edilenin yanlışlığını vurgular ve açık açık küfretmeye devam eder, çünkü insanların hayreti her iki saniyede bir çocuğun boşu boşuna ölmesi değil de kullanılan küfürdür.

Birçoğumuz için İnsan Hakları ihlalleri, adaletsizlik, milyonlarca mülteci, hiçe indirilen yaşamlar hayret verici şeyler değildir. ‘Dünya hali böyle’ gibi yüzeysel cümlelerle bu tür haberler normal karşılanırken, bir hakemin aldığı karar, mankenin çok banal ve sıkıcı bir şekilde üstsüz çekilmiş resimleri veya boşanması, ışıkta durmayan veya yanlış yere park etmiş araba, geç kalan bir otobüs veya geç kalkan bir uçak için kullanılan ‘İnanamıyorum’, ‘Olmaz bu kadarı da’, ‘Bunca yıldır seyahat ederim hiç böyle bir şey görmedim!’, ‘Hayret bi şey ya!’ gibi duygusal yoğunluğu koyu olan cümlelerle insancıl kusurlar ve küçük konular vahim öneme sahip oluyorlar.

Vahimiyet dengesizliği tepkiyi vereni her ne kadar haklı ve üstün bir konum getiriyor gibi gözükse de tam tersine bireyin infinitezimal konumunu açığa vurmaktadır.

Çok azımız sığlığımızı, sıradanlığımızı, cahiliyetimizi, ben merkezliliğimizi, anlamsızlığımızı ve yaşadığımız evrenin küçüklüğünü kabul edebilecek kadar derin, sıradışı, bilgili, öteki merkezli, anlamlı ve evrenin büyüklüğünün farkında yaşamlar sürmektedir. Bu azlıkta tükenen, hayret edilen olayların dengesizliği, komikliği ve en önemlisi hayretin doğru kullanımıdır.

Hayret edebilmek bizi insan yapan önemli mekanizmalardan biridir. Biz hayretler içinde kalarak gördüğümüz olayların yanlışlığını sezip, onları değiştirmeye çalışmaya koyuluruz. Hayret dürtüsü sınırlıdır; sıradışı sıradanlaşır, duygusal enerjiler azalıp artarlar. Bu yüzden hayret kıymetlidir ve doğru harcanmalıdır. Üçüncü veya ikinci derecede (hatta hiçbir gerçek önemi olmayan) olaylara harcadığımız hayret potansiyelimiz asıl önemli olanlar için kullanmamız gerektiğinde çoktan hiçe inmiştir.

Yani, sağlıklı bir hayret diyetine ihtiyacımız var. Doğru yerde doğru şekilde doğru amaçlarla edilen hayret, hem bireysel sağlığımız ve anlayışımızda hem de küresel kırılganlığın içinde kaybolan insanın kurtarılabilmesinde önemli bir role sahiptir. Hayretlerimizin Kıymetini Bilelim!

Ziya Meral

Reklamlar