Neruda’nın şiirlerinin Türkçe çevirilerinin olduğu bir internet sayfası Neruda’yı ‘Aşkın, kavganın, sevdanın ve yeryüzünün usta kalemi, Büyük Şair’ olarak sunuyor. Ben de her aşık oğlan ve kız gibi Neruda’yı çok severek büyüdüm. Şiirlerini ezberledim. Onlarla kendimi anladım. Hislerime uzun yıllar ev sahipliği yapacak benzetmeler edindim. Neruda gibi sevmek ve Neruda gibi özlem duymak için yıllarca mücadele ettim. Hatta sadece aşkta değil, işte de kendime örnek aldım onu. Büyük sorunlara meydan okudum, adaletsizliğe ağladım, susmak yerine hep konuşmayı seçtim.

Neruda’nın en önde gelen İngilizce biyografilerinin yazarı kitabının piyasaya çıkması vesilesiyle, Londra’da düzenlenen Neruda akşamından önce küçük bir konuşma yapacak diye aylar öncesinden oturabilecek bir sandalye peşinde koştum. Sonra günü geldiğinde çoğu şair veya sanatçı ve bembeyaz saçlı otuz kişilik bir grubun içinde tek şiirsiz ve sanatsız kapkara saçlı bir velet olarak ürkek ürkek oturdum. Hem İspanyolca hem de benim gibi dilsizler için İngilizce şiirler dinledik. The Guardian gazetesinin sanat danışmanının röportaj tarzında yönlendirdiği konuşmada çok şey öğrendik Neruda ile ilgili. Örneğin nasıl bine yakın kişiyi tüm masraflarını kendisi ödeyerek bir gemiyle zulümden kaçırdığını, Burma’da büyükelçilik yaptığı dönemde başına gelenleri…

Yazar hepimizin Neruda’yı ne kadar soyutlaştırdığımızı ve insan olmaktan uzak saf aşk ve cesaret sandığımızı sezmiş olmalı ki bir anda bize bakıp Neruda’nın karanlık yönlerinden bahsetmeye başladı. En önemlisi nasıl gencecik ilk karısını sakat doğan çocuğu ile terk edip kaçtığını bize anlattı. Ama biz hemen aşka, tutkuya ve politikaya geri dönmeyi tercih ettik. Konuşma devam ederken ve gruptaki kelli felli şairler güzel şeyler söylerken bir anda ilk eşi ve sakat çocuğu zihnimde yankılanmaya başladı. Aşkın ve sevdanın usta kalemi, kendisinden sorumluluk beklendiğinde aşkını ve sevdasını alıp uzaklara kaçmış, şiirlerini başka başka kadınlar için ifade etmeye devam etmişti.

Ben ürkek ürkek elimi kaldırdım ve özür dileyerek söz aldım, çünkü ben daha sevmenin ne olduğunu anlayamamış birisi olarak olayı yalnış anlamış olabilirdim. Bir çelişki yok muydu ortada? Yani sevgi kendisini asıl o kaçınılmak istenen anda, ödün beklenildiğinde ve adanmışlık istenildiğinde gerçek sevgi olarak doğurmuyor muydu? Yani aşkın usta yazarı gerçekten erotik tutkuların ötesinde sevebiliyor muydu?

Cahilliğimi dile getirir getirmez bütün başlar bana döndü, kimisi şaşkınlıkla, kimisi tiksintiyle. Ve cevabım, yazarın sempatik baş sallamasını susturan sanat danışmanından geldi: ‘Bir sanatçının tutarlı yaşamasını nasıl bekleyebilirsiniz ki?’ Ben cevap veremedim o an, hatta üzerinden üç yıl geçti ama hâlâ cevap veremiyorum çünkü hâlâ o sorunun ne anlama geldiğini çözmüş değilim.

O akşamdan sonra uzunca bir süre bocaladım Neruda okurken. Muhteşem sevgi cümlelerinin içinde o sakat çocuğun ve eşin yüzü enkarne olmaya devam etti. Kızdım, yıllarca acaba kendime yalnış bir örnek mi seçtim diye kendime sordum.

Sadece bu sene anlayabildim sorunu ve Neruda’ya benzerliğimi, daha doğrusu Neruda’ya kızmamın sebebinin kendime kızgınlığım olduğunu. Ben büyük sorunları okuyor ve onlar üzerine sürekli çözümler üretmeye çalışıyorum. Hatta sırf akademik kalede kalmayayım, uğraştıklarım bir anlam ifade etsin diye, insan hakları ile ilgileniyor, ‘insanlık’ için mücadele ediyor, parlamentolarda ‘akıl’ veriyorum sorunların çözümüne yönelik. Yani bakın ben insanlığı cesurca ve fedakarca seviyorum…

Ama ben insanlığı seviyorum, bir insanı değil.

Soyut bir kitleyi sevmek en kolayı olduğu için ve o soyut kitleyi severken ve onun için mücadele ederken kendimi bulduğum için çok iyi sevebiliyorum insanlığı. Ama şimdi fark ediyorum ki sevdiğim, bir yüz, bir deri, bir kan değil. Sevdiğim yine benim. Narsis bir şekilde insanlık için mücadele ederken, yani kendimi önemli kılarken ya da üzerimden suçluluk hissini atmaya çalışırken, insanlar ile arama duvarlar örüp onları bir kol mesafesinde tutuyorum ve onlar için var olurken onlar uğruna kendimden ödün veremiyorum. Yani tüm akademik kaftanın ve politik uğraşların içinde sevmeyi sadece pahalı armağanlar alarak yaşayan, bencil, estetiksiz, kimse için ödün vermeyen, kimseye vakti olmayan, kırro iş adamları ile aynı yüreği taşıyorum. Yani hipokratım…

Şimdi Neruda’ya baktığımda kendi içimdeki mücadelenin, olgunsuzluğumun ve üstün ideallerle kıyaslandığımda ne kadar geride olduğumun yansımasını görüyorum. Sonra oturup yeni bir şişe şarap açıp anlamlı anlamsızlığıma kadeh kaldırmak istiyorum. Çok vakit geçmeden bu asil gibi gözüken isteğin içimdeki narsisin ikiz kardeşi olduğunu görüyorum, çünkü güzelliğin yansımasına takmakla kendi çirkinliğine takmak yine ben sevgisidir.

Ben işte bu yüzden, çelişkilerimin içinde bir bütün olmaya çalışmayı seçiyorum bugün. Umarım bir gün ben de insanlığı sevmek için uğraşırken insanı da sevmeyi öğreneceğim ve o bütünlükle seveceğim. Bu süreç içerisinde ben yine Neruda okuyacağım, onun benzetmelerine sığınacağım, bir ideal olduğu için değil, tam tersine statüko olduğu için.

Ziya Meral

Reklamlar