Eski savaşlarda devletlerin halklarını kontrol etmeleri çok daha kolaydı. Bilgi kaynakları sınırlı ve hepsi devletlerin elinde olduğundan, cephede olanlar istenildiği gibi kurgulanıp, tüm yıkım ve başarısızlıklar filtre edilebiliyordu. Sinemalarda haberleri bir film heyecanıyla izleyenler, bir radyo draması tarzında sunulan yayınları dinleyenler veya kahramanlıklarla dolu gazeteleri okuyanlar savaştan ve olanlardan uzak tutulabiliyorlardı.

Alternatif tek bilgi kaynağı savaşlardan dönebilenlerdi. Onlar da çoğu zaman ya susuyor, unutmaya çalışıyor, gördüklerinin ve yaşadıklarının bir anlamı olmasına gereksinim duyduklarından resmi öykü ve hisler çerçevesinde konuşmaya devam ediyorlardı. Eğer eve dönen ‘kahramanlar’ sınırları belli olan oyunu oynamayı reddederlerse, ilk once kahraman ilan eden güç onları deli veya hasta statüsüne koyuyor, en kötüsü ise vatan haini ilan ediyordu. Eskiden savaş yönetimi çok daha kolaydı. Kahramanlık ve başarı öyküleri ile insanlar baştan çıkartılabiliyor ve o ekstasi anında yıkıcı gerçek tahammül edilebiliyor oluyordu.

Ancak bağımsız medyanın oluşması kurguların üretilmesini ve tüketilmesini zorlaştırdı. Vietnam Savaşı birçok noktada başka savaşlardan daha kanlı veya yıkıcı veya anlamsız değildi. Tek farkı televizyon ile savaş gerçeği artık evlere kadar giriyor, resmi bilgileri yalanlayan veya zora sokan alternatif bilgiler toplumsal hipnozu bozuntuya uğratıyordu. Birçok kişinin savaşa karşı tutumlarını değiştiren, bombalamadan kaçan bir grup çocuğun fotoğrafı oldu. Fotoğrafın ortasında acı ve korku içinde çığlık atan, derisi yanmış, çıplak bir kız çocuğu duruyordu. Çocuk, Kim Phuc’tu. Sonra büyümüş, Birleşmiş Milletler adına savaş karşıtı konuşmalar yapmıştı. O fotoğraf cepheden gelen öteki tüm fotoğrafları susturuyor ve bir açıklama gerektiriyordu. Artık savaş yönetimi zorlaşmış ve daha sofistike olmaya zorlanmıştı.

Şimdilerde, daha doğrusu Çöl Fırtınası harekatından beri yepyeni bir strateji ile karşı karşıyayız: Savaş Erotizmi.

Biz 21’inci yüzyılda yaşayanların, ucuz retoriklere ve kahramanlık öykülerine inanması biraz zor. Savaşın ve diplomasinin üstün idealler uğrunda olduğu beyanlarına, 20’inci yüzyılın getirdiği bilgeliğin ürünü olan kuşkuculukla bakıyoruz. Bu yüzden eski metodlarla hipnoz altına girmemiz çok zor. Eğer bu, çağımızın pozitif bir getirisi ise, çağımızın lanetleri ile beraber gelmektedir. Eskiden sorun bilgi eksikliği ve kabalığı idiyse, bizim sorunumuz bilgi çokluğu ve estetiğidir.

Bir eğlence kurgusunda geliştirilen sansasyonalist haberler, görsel efektlerle süslendirilmiş kareler, getirdikleri haberden çok görsel başarıları ile dikkatimizi çekmektedir. Görsel kalabalık ve kelimelerin tonlamaları bizi sağırlaştırmakla kalmayıp erotizmleri ile baştan çıkarmakta ve heyecanlandırmaktadır. Irak savaşları boyunca izlenen savaş yönetimi işte bu laneti çok iyi kullanmayı başarmıştır. Savaş haberlerini engelleyemeceğini bilen hükümetler, sansasyonel görüntüleri sağlayarak bizi baştan çıkarmaya çalışmaktadırlar.

Ölüm makinaları, özellikle uçaklar ve uçak gemileri güzellikleri ve teknolojileri ile saygı ve sevgi uyandırmaktadırlar. Her haberde hangi tip uçakların ne tip gelişmiş bombalar kullandığı baştan çıkartıcı dillerle anlatılır. Ekranda yeşil veya gri bir uçak ekranında, füzenin tam hedefe nasıl isabet ettiği gösterilir. Bu süreç içinde bir bilgisayar oyunu izliyormuş gibi hisseder insan. Çekici üniformalar ve silahlar hem kadınlarda hem erkeklerde erotik hisler uyandırır. Böylelikle sanal çağda, savaş gerçeği sanallaştırılmış ve evcilleştirilmiş olur. Gerçekdışılığa çekilen yıkım herhangi bir ahlaki pürüz doğurmaz. Görsel orgazmlar görüntülerin altında yatan gerçeği arka plana iter. Bombanın yok ettiği yüzlerce yaşam fark edilmez olur. Hükümetlerin yapması gereken tek şey çok abartmadan uyuşturucu dozunu kontrol etmektir.

Ziya Meral

Reklamlar