Bu makale, 31 Mayıs’ta Lübnan Daily Star gazetesi tarafından İngilizce yayınlanmış, TC Başbakanlık Basın-Yayın ve Enfermasyon Genel Müdürlüğü tarafından Türkçe’ye çevrilmiştir.

Arap baharı, kimi gözlemcilere göre Türk dış politikası balonunu patlatarak, gerçek çapını ve olgunluktan yoksunluğunu gösterdi.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, bir yandan Mısır Cumhurbaşkanı Hüsnü Mübarek’ten istifa etmesini açık bir şekilde isteyerek bölge genelinde Arap halkını cezbetmeye devam ederken, diğer yandan Suriye Cumhurbaşkanı Beşar Esad’a destek veriyor. Suriye ve Bahreyn’de üstü kapatılan önemli insan hakları ihlallerine sessiz kalmış gibi görünüyor.

Erdoğan, Libya konusunda, NATO’ya dâhil olmayı reddeden ve “Libyalı kardeşlerine” karşı askerî bir harekâtı kınayan konumundan, Libya lideri Muammer Kaddafi’ye karşı artan uluslararası baskılarda kilit rol oynamaya çalışan bir konuma geldi. Erdoğan, asilerle bağ kurmaya çalıştı ve Kaddafi’nin iktidarı bırakıp ülkeyi terk etmesi gerektiği uyarısında bulundu. Bu durum, Türkiye’nin tutumunun, millî çıkarlarına uyduğunda insan hakları ve demokrasi söylemlerinde bulunan sömürgeci güçlere benzemesi nedeniyle, Orta Doğu sokaklarında hayal kırıklığı yarattı.

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun enerjik vizyonunun sonunun geldiğini ilan etmeye hazır olanlar, ayrıca Davutoğlu’nun “sıfır sorun” sloganının da ne Ermenistan ile Türkiye arasındaki anlaşmazlığın çözülmesine ne de Kıbrıs sorununu aşmaya yakınlaştıracak herhangi bir gelişmeye neden olduğuna işaret ettiler. Avrupa Birliği tam üyeliği hâlâ çok uzakta görünüyor. İsrail-Türkiye ilişkileri, tarihin en kötü noktasında bulunuyor ve 1990’lı yıllardaki iş birliği düzeyine geri dönmek artık neredeyse imkânsız. Hiç kimse Türkiye’nin, Suriye, İsrail, Hamas ve El Fetih arasındaki sorunların çözülmesine yönelik çabalarını hatırlamıyor.

Muhalifler, Davutoğlu’nun vaadinin mevcut durumun korunması yönünde olduğunu söyledi. En sonunda muhteşem fikirlerini gerçekleştirme şansı bulan hayalci bir akademisyen saflığına tutulmuş gibi görünen Davutoğlu, politikalarını yanlış bir varsayım üzerinde kurdu. Böylece Dışişleri Bakanı, Arap baharı patlak verdiğinde hazırlıksız yakalandı.

Bütün bu düşüncelerin doğruluk payı olsa da Türkiye’nin bölgedeki yeri ve etkisinin sonunun geldiğini ilan etmek için henüz çok erken. Şurası bir gerçektir ki Türk dış politikasının yeni yapısı, Orta Doğu’nun olduğu gibi kalacağı ve sadece ağır çekimle değişeceğini kabul etmekteydi. Fakat sürprize uğrayan sadece Türkiye olmadı, neyin gelmekte olduğunu hiç kimse öngöremedi, hatta Arap liderlerin kendileri bile. Olaylar geliştikçe bölgede çıkarları olan gruplar ve ülkeler, hazırlıksız, tutarsız ve çıkarlarını koruma uğruna paniklemiş göründü.

Türkiye’nin, hızla değişen bölgenin zorluklarından ve çok kutuplu bir çağda bağımsız hareket etmekten zarar gördüğü de doğrudur. Libya’da Türk bayrakları yakılırken ve Kuzey Kıbrıs’ta Kıbrıslı Türkler, Türkiye ve Erdoğan’a karşı gösteriler düzenlerken Türkiye’nin iktidardaki AK Partisinin yetkilileri herkesi mutlu etmenin imkânsız olduğunu hatırlatıyorlardı. Kararlar alınmak zorunda ve dünyamızda “kazan-kazan”, üzerinde çok konuşulan ancak nadiren bir mucize olarak görülen bir ilke.

Bununla beraber Davutoğlu, yeni bir çağın zorlukları içerisinde Türkiye’yi idare edecek doğru insan. Davutoğlu’nun analitik derinliği ve pragmatik yaratıcılığı; Türkiye’nin Irak Kürdistanı’na yönelik politikalarını kısa süre içerisinde sessizce değiştirmesiyle ve Kürdistan Bölgesel Yönetimi ile Türkiye’nin -birbirlerine ilişkin sıkıntılı ve korku dolu hatıralarına rağmen- kısa sürede iyi birer ticari ortak hâline gelmeleriyle kendisini ortaya koymuştur. Erdoğan, Irak’taki Şii ibadethanelerine gittiğinde daha önce hiçbir Sünni Müslüman liderin açıkça yapamadığını yaptı. Arap ve Fars dünyası arasındaki fay hattı kırıldıkça Türkiye her iki taraf ile de çalışabilen tek oyuncu olarak ortaya çıktı.

Son birkaç aydır yaşanan bütün talihsizliklerle birlikte Türkiye’nin bölgedeki yumuşak gücü, Türkiye’nin sırtını Batı’ya döndüğü söylentilerine son vermeyi öğrenen Avrupalı ve Amerikalı siyasetçiler için imrendirici. Türkiye’nin bölgedeki performansı AB ve ABD’yi gölgede bırakıyor. AB ve ABD Türkiye ile ilişkilerini kuvvetlendirmek için sessiz bir telaş içerisinde.

Son birkaç ayın gelişmeleri, bir yandan Türkiye’nin bölgeye müdahalesinin sınırlarını gösterirken, bir yandan da Türkiye’nin oldukça sorunlu komşuları arasında edindiği çok önemli yere işaret ediyor. Yaklaşmakta olan genel seçimler sonrasında Türkiye’den bir dizi yeni gözü pek girişim bekleyebiliriz.

Reklamlar